Showing posts with label nostalji. Show all posts
Showing posts with label nostalji. Show all posts

Monday, March 02, 2009

Kaderin Bir Oyunu Mu Bu?

Bir önceki postta bahsettiğim buluşmalarım şöyle gelişti:

Cuma akşamüstü liseden birkaç arkadaşımla Taksim'de buluşmaya karar vermiştik. Bu kişilerin arasında Demet'te var. Hatta organizatörümüzdü. Bizi facebook buluşturmuştu. *K1* O yüzden I Love Facebook diyenlerdenim. Ben Amerika'da, o Almanya'dayken 'birgün tekrar görüşsek hep beraber' hayalini kuruyorduk. Sonunda ikimizde yurda geri döndük ve bu hayalimizi gerçeğe döndürdük.

Beş kız buluştuk. Demet ve diğer iki arkadaşımız zaten hiç kopmamışlar ve bugüne kadar sürekli görüşülen sıkı bir arkadaşları olmuş. *K2* Hatta bir tanesi diğer bir arkadaşımızla eşlerinin ortak arkadaşları olması dolayısyla ailecek görüşmeye başlamışlar.

Hepimiz ara ara birbirimizin haberlerini alıyorduk. *K3*Hatta benim Demet'le bir karşılaşmamız varki dünya aslında ne kadar küçük dedirtiren cinsden. Bundan seneler evvel, bir yaz günü ilk defa Parkorman'ın havuzuna gitmiştim. Havuzda yüzerken bir baktım Demet! Havuzun içinde yüzerken kaşılaştık ya, olmaz böyle birşey :)

Herkes arada geçen son 15 senenin özetini yaptı. Birlikte delikler yaptığınız arkadaşlarınızın evlenmiş olması, çocuklarının olması ama yinede aynı bıraktığınız gibi görünmeleri çok değişik bir his. Çocuklardan hiç biri yanımızda olmadığından hala onları eski çıtır günlerdeki gibi hatırlmak daha kolaydı tabi. Aaa, miniminnacık bir detayı unuttum. Bir tanesi yanımızdaydı aslında. Hatta annesi bize yeni çekilmiş fotoğrafını gösterdi. 3 haftalık haliyle annesinin karınındayken biz ona merhaba dedik :)

Kızlarla buluşmadan önce iki kişiyle daha görüştüm. Bakın şimdi hayatın bizleri karşılaştırdığı kişiler zincirleme tamlamasına!

Çocuk bakmak için beni seçen kişinin Denver, Colorado'da oturuyor olması üzerine annemlerin içine biraz su serpilmişti çünkü eski mahallerinden birisi seneler önce ABD'ye taşınmış. *K4*Hatta teyzeyle benim babam ilkokulda aynı sınıftalarmış. Ben kendisiyle hiç tanışmamıştım veya hatırlamıyordum çünkü gittiklerinde sanırım ben 6-7 yaındaydım. ABD'ye gitmeden önce annem telefonla görüşmüş benim geleceğimi onlara söylemişti.

Gittikten 2-3 hafta sonra bu teyzenin işyerini buldum. Hatt o da ayrı bir macera olmuştu benim için. Daha yollara alışamadığımdan ve kaybolma endişesinden aynı yerlerde 45 dakika kadar dönüp durduktan sonra pes edip 'ben bügün gelemiyorum yarın gelicem' diye aramıştım. Evde haritayı iyice incelediğimde anladımki bir blok paralelinde dönüp duruyormuşum. Tek yönlü yollar olduğundanda bir türlü onun bulunduğu sokaktan geçmemişim.

Tabi ben birbiriyle kesişen bloklar olduğundan, nerdeyse bütün Amerika'nın böyle bir düzende olduğundan, etraflarında 2 tur atsam her tarafı rahatlıkla bulabileceğimden ve kaybolma gibi bir riskim olmadığından habersizdim o günlerde. Birde bizdeki gibi bakkaldan sağa dön, camiden sola git, 100-150 metre yukarıya doğru yürü gibi bir tarif verme olmadığından kuzey, güney, doğu, batı olarak yönle verilen tarifi anlamıyordum. Sonra öğrendim ki dağları gördümmü o taraf batı oluyor :)

Ertesi gün şak diye buldum bulmasına ama bu seferde trafik kurallarında sınıfta kaldım. İtfaye su zımbırtısının önüne park ettiğim için ilk trafik cezamı daha ilk ayımda yemiş oldum :)

Bu teyzenin benden birkaç yaş büyük ve evli bir oğlu olduğunu öğrendim. Birkaç hafta sonra 2 yaşındaki kızı ile gelip beni aldı B. Sonra eşi M. ile tanıştım. M. önce pek samimi davranmadı bana. Ama sonra bir ortak yönlerimiz çıktı ki *K5* benim aslında B. ile değil M. ile daha önce biryerlerde kaşılaşma olasılıklarımızın (Çınarcık/Bodrum) olduğunu fakat hep teğet geçtiğini anladık. Bir sene boyunca benim oradaki en yakın arkadaşım, dostum oldu. Onların evi benim 2. evim oldu. Annesi ve kızkardeşlerinden küçük olan D.'de Denver'da yaşıyordu. D.'de ablası gibi önce pas vermedi bana çünkü ne de olsa ilk ablasıyla tanıştığım için onun arkadaşıydım ve balalr ve kzıkardeşler arasındada bazen ufak tefek bilinmeyen ayrıntılar olur :) Ama daha sonra D. ile gecelere akışa geçtik. Sonra onların evide benim 3. evim, anneside manevi annem olmuştu.

Ben Portland'a taşındıktan sonra da bizim görüşmelerimiz devam etti. Anevrizma geçirdiğimde hastaneden taburcu olduğum saatte karşımda M.yi görmüştüm. Haberi aldıktan sonra beni görmezse içinin rahat etmeyeceğini farkederek ta oradan 2 günlüğünede olsa kalkıp gelmesiyle inanılmaz derecede mutlu etmişti.

Babası Türkiye'de yaşamayı tercih etmişti. Annem ve babam bir gün onun babasını ziyaret etmişlerdi. O sene yazın kısa bir süreliğine M. ve D. Tr'ye gittiklerinde bizimkilerle tanışmaya gittiler. Sonra M.nin annesi Tr'ye geldiğinde o da annemle tanıştı.

Bende Cuma günü kızlarla buluşmadan önce gidip onun babasıyla tanıştım. Kendimi çok mutlu hissettim çünkü M.yi görmüş gibi hissettim. *K6* Hatta tuhaf bir rastlantıdır ki o hafta M.nin eşi B., yani M.yi tanımama araç olan kişi, 9 sene sonra 3 haftalığına tatile gelmişti ve o saatlerde o da Taksim'deydi. Telefonda konuşurken ben onun bulunduğu yerden sadece birkaç sokak gerideydim. Önce onun yanına uğradım. En son 2005 Şubat'ta Portland'a bizi ziyarete geldiğinde görmüştüm. Bu Cuma günü yine birlikte vakit geçirdik. B. ABD'ye 15 yaşında gitmiş. O zamana kadarda annemlerle aynı mahalledele oturmuş. Benim kuzenlerimde orada oturuyorlardı. Ablam doğduktan sonra bizimkiler taşındıkları için kuzenlerimle daha çok ortak tanıdıları var. *K7* Hatta bir kuzenimlede o sınıf arkadaşıymış. Diğer kuzeniminde annesinin akrabasıymış yani yengemin amcasının kızının torunu! Nereden nereye...

Cumartesi buluştuğum arkadaşlarımda üniversiteden. Bizde 4 arkadaş okul sonrası bağımızı kopartmamıştık. Birimiz Bursa, diğer üçümüz ise İstanbul'un her köşesine dağıldığımız için özellikle Bursa'daki arkadaşımızın geldği zamanlarda hep beraber olma fırsatını yakalıyorduk.

Döndüğümde bir tanesiyle görüşme şansı bulmuştum. Ama diğeri ile oturduğumuz yerler İstanbul'un taaaa diğer iki ucu olduğundan henüz göreüşemedik. Bursa'daki arkadaşımız 2,5 saatte İstanbul'a varırken benim o arkadaşıma gitmemde ancak o kadar vakit alır yani :) Malesef o aramızda olamadı bu sefer.

Bursalı arkadaşım o zamanlar Fıstık Ağacın'da bir yurtda kalıyordu. Bizde sıkça o tarafa giderdik. Orada kalan herkes gibi bizde Patso delisiydik. O zaman böyle bir ismi ve bu kadar taklidi yoktu. Bir apartmanın altında upuzun kuyruğu olan küçücük bir büfeydi. Şimdiki adı Patso olan o iştah kabartıcı şey, ekmek arası bir sürü patates kızartması ve sosisdi. İsim yapmış olması ve heryerde takitlerinin çıkması beni şaşırtmıştı ilk geldiğimde.

Capitol sonrası o anılarımızı tazelemek üzere Fıstık Ağacına gittik ve Patsolarımızı aldık. *K8* Yine kader ağlarını örmüştü çünkü diğer arkadaşım evlendikten sonra oraya taşınmıştı. Bu sefer yurt yerine onun evinde ve kızıyla birlikte yedik patsolarımızı.

Ey kader, sen nasıl birşeysin böyle. Bazen çok acayip oyunlar oynuyorsun bize. Ben senin bu oyuncu halini seviyorum. Ben senin bu oyunları oynama hayalinide sevdim :)

Friday, February 13, 2009

Mektup

Eski bilgisayarımı karıştırınca yazdığım bir mektubu buldum. Bizim eski kapı komşumuz iki çocuklarıyla birlikte depremden sonra Marmaris'e taşınmışlardı. Aramızda yaş farkı olmasına ragmen ben onunla çok anlaşırdım.


O dönemler ben deli gibi sultanlı, haremli kitaplar okuyordum. Okuduklarımla harmanlayarak bir mektup döşemişim kendisine. İlahi ben yani, pek bir matrak olmuş :)
Tabiki isimler filan değişime uğradı buraya aktarırken. Küçük renkli dipçik notcuklarda sizin olaylara vakıf olmanızı sağlayacak.


Cumhuriyet'ten önce 1124-01 (24 Kasım 2001)

Ey Marmaris'in en güzel Paşa karısı Hayat Sultan,

Gözdelerin gözdesi, Sultanların bir tanesi, bal dudaklı, al yazmalı, sırma saçlı Sultanım.... Nasıl geçiyor hayat Ege'nin inci sularında? Serhat Paşa her istediğini yapıyor değil mı güzeller güzelim. Seni üzerse söyle hemen yeniçerilerimi salayım üstüne.

Kıymetli Paşazade Aslan Bey ve prenses Ece Sultan'ada buradan kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum. Paşazade Aslan'nın askeri (liseye başlamıştı) eğitimi umarım başarılı geçiyordur. Onu geleceğin en iyi askeri olarak göreceğimizi umut ediyoruz.

Bizim Saray (benim ailem) halkı bugünlerde tatlı bir telase içindeler. Bilirsin ben bir vakıf okulu (çalıştığım dil okulu) yaptırmıştım. Zaman zaman gider bakarım nasıl çalışıyorlar diye. Ticarete atılacak değerli tüccarlarımıza diğer memleketlilerle rahat anlaşabilsinler diye dil okulu yaptırmıştım. Süt kardeşim Çiğdem Sultan okulu iyi idare ediyor.

Bizim Veliaht Yusuf Sultan (kardeşim) kendine yeni bir araba yaptırdıktan (kendine yeni bir araba yeni almıştı o zaman) sonra şimdide kendine yeni bir iş kurdu. Valide Sultan'la (annem) birlikte okuldaki yemek salonunun (okulun kafesini işletmeye başlamışlardı) ziyafetiyle ilgileniyorlar. Eski görevlileri Viyana'ya sürgüne yolladıktan sonra boş kaldı orası. Eh benim Valide Sultan'da sıkılıyor Saray'da bütün gün oturmaktan. Naparsın, Sultan babam (babam emekli olduktan sonra arkadaşlarına ziyarete başlamıştır) gündüzleri eski derebeyliklerini ziyaret etmeden duramıyor malum.

Veliaht Yusuf Sultan bizim Valide Sultan'i kandırınca bu ise atıldılar. 3. günleri idi bugün. Valide Sultan'in kendi elleriyle yaptığı börekleri yiyenler iltifat ettikçe bizimki yeni çeşitlere de başladı. Aslında güzel bir bahçemiz olsaydı, Sultan Babamıza da Bahçe Mimarlığı önerecektik (emekli adam ya, bahçeye ekip biçme merakı başlamıştı) ama yeni bir yere geçersek düşünürüz artık!

Beni sorarsan dilber dudaklım, ben İstanbul en görkemli sarayı Set Sarayımızın (bizim eski apartmanın ismi) Hareminde günlerimi beyaz atlımı bekleyerek geçiriyorum. Ahh ahh, ne Paşalar gördüm, ne veziriazamlar gördüm de gönlüm pıtır pıtır atmadı. Venedik Prensi, Rus çarı, İngiltere Kralı gelse ne yazar..... Aşk diyarlarında gezmek geçen kışda olduğu gibi bu kışda nasib olmadı. Güzargahı değiştirdiler gibi geliyor bana ama her neyse. Ne baharlar geldi geçti, ne çiçekler açtı soldu, benim küçük narın yüreğim yine başıboş kaldı. Allah kısmet ederde kalbimin dolup taştığını görürsem yurdun her köşesine haber salacağım. Bu dünyadan ebedi dünyaya iadeli tahadütlü olarak geri gitmeye niyetim yok evelallah ama Allah'in istediği olur. Yazımız neyse bekliyoruz şu koca alemde.

Gerçi bende Harem'e o kadar bağlandım ki dışarıya bile neredeyse hiç çıkmıyorum. Çıksan bir dert çıkmasan bir dert. Çıktım mı tahteravallimi omuzlamak için en az 4 köle, eşlik etmek içinse 2 hadım lazım gelir. E, gittiğim yerlerde de gümüş şıkkeler harcamadan olmuyor. Mübarek bayramda geliyor. Bu bayram değil ama gelecek bayrama da Alamanya'daki dostlarımızı ziyarete gitme planlarımız var. Hani hatırlarsın, geçen yaz tatilimizi Marmaris'de geçirirken tanıştığımız Sancakbeyliğindeki oğlanlardan (gay arkadaşlarımız vardı) söz ediyorum. Sultan babamda bu konuda pek bir şey demiyor. Ne de olsa Hadım gibiler diye. Anlayacağın bana bir zararları dokunamaz o yüzden Sultanım ses çıkartmiyor şimdilik.

Ablam Nevran Sultan ise Kayseri Sancaktarı değerli eniştem Okyar Paşa ile geçinip gidiyorlar iste. Nevran Sultan sağlıklı yaşam kürlerine (diyetisyene gidiyor) devam ediyor. Süt kardeşim Çiğdem Sultan'sa bizim vakfın muhassip beyi'ne aşkını güvercinlerle duyurduktan sonra kendini zamanın akan saniyelerine verdi. Muhassip Bey sessiz sedasız karşılamakla yetindi bu haberi. Bazen gözünde çapkın bakışlar yakalıyoruz ama ne Çiğdem Sultan ne de O, Haremdeki Hanımağayı (patron) kızdırmak istemiyor herhalde.

Valide Sultan ve Sultan Babam sanırım bayramda kısa ve hayırlı bir iş için İzmir'e uğrayacaklar. Valide Sultanimizin küçük abisi Kilyos derebeyi İsmet Paşanın paşazade oğlu (kuzenim) için Ege'nin incilerinden bir tanesini almaya geliyorlarmıs. Sanırım küçük bir nişan töreni ile bunu kutlayıp resmiyete dökeceklermis. Kulağıma çalınanlar şimdilik böyle.

Güzeller güzelim, senin yollarını gözler oldum. Allah'in izniyle şu bayram gelsede seni aramızda görebilsek yeniden. Haremim'de sana yerini ayarladım bile. Geldiğinde bol bol mayalı limonata (bira) serbeti içip, paşazadelerden, subaylardan bahis eder, saray dedikoduları yaparız.

Allah sana esenlik versin ciğer parem. Ben şimdi iznini istiyorum. Gözetlemem gereken zındanım (biri bizi gözetliyor) var. Bugün birini zireveye (final gecesi) çıkartıp diğerini eleyeceğiz de. Sonucu kaçırmak istemem. Gönlümden geçen kıymetli sevgilerimle

Nil Sultan

Sunday, December 21, 2008

CIFIT CARSISI

Ben bugun kendimi yilbasinda hediye acar gibi hissettim.

Amerika'ya gitmeden once ilk defa tasinmistik. Tasinmayla 25 yasinda tanismis oldum. Kardesim iki ay bile olmadan Amerika'ya gitmisti. Bir sene iki ay sonra da ben gittim.

Bende gittikten sonra benim ve kardesimin esyalari artik kolilerde yasamaya baslamisti cunku bizden sonra annemler su andaki evimize yerlesenen kadar iki kere daha tasindilar. Sanirim artik bu son tasinma. Bir tasindik pir tasindik yani. Hatta ben bir sene Denver'da kaldiktan sonra Portland'a tasindim. Ordada iki kere tasindim!

Neyse, biz burada olmadigimiz icin cogu esyamizda kolilerle birlikte ortadan kalkti. Esya derken ve biz derken ozellikle benim ivir ve zivirlarimdan bahsediyorum elbette :)

Bugun annem benim butun bu duvar ve raflarlari dolduran bu ivir zivir kolisini gosterince hemen o koliyi actim tabiki.

Gazetelere sarilmis bir suru irili ufakli seyi acarkende kendimi hediye acar gibi hissettim. Yilasi oncesi bu beni Noel Babadan hediye geldigini zanneden cocuklar gibi sevindirdi.

Noel zamani bir gelenek vardir. Cocuklar sominelerin veya noel agaclarinin oraya Noel baba icin bir tabak kurabiye ve bir bardak sut birakirlar. Geldiginde acsa karnini doyursun diye. Bende gazete kagitlarini actikca yeni yilda hediye acmis sevinci yasadigim icin bu aksam balkona kurabiye filan koysam mi :)

Bir zamanlar bu ozel agactan yapilmis bu ince uzun Afrikali adam figurlerine bayilirdim. O zamanlar pahali birseydi. Ben biraz daha makul fiyata bulunca dayanamayip almistim. Diger Afrikali muzisyenlerimide seviyorum. Fakat ona param yetmemis sanirim cunku grubu tamamlayamamisim :)


Bu palyaco maskeyi nerden bulupda aldigimi hatirlamiyorum.Yuzu oyle cazip birsey degil fakat beni cezbeden sapkasi olmustu.


Bunlarda anlasilacagi uzere Kapadokya gezisinden kendime hediyelerim.


Bu bez bebekde sanirim Kapadokya'dandi veya Safranbolu'dan babam getirmisti. Terlikler Kapadokya'dan.
Ondeki saat benim cocuklugumdan beri vardi. Aslinda o bir kalemtras fakat dogru durust bir kalem acmaz. Bende cok antikavari gorundugu icin atmaya kiyamam. Alladdin'in sihirli lambasi gibi gorunen seyin nerden oldugunu hatirlamiyordum ama anneme gore onu bir kuzenim hediye etmis. Onu da cok severim.



Bu opucuklu minik asiklari universiteden arkadasim hediye etmisti. grubumuzdaki tum kizlara ayni bibloyu almisti. Fakat sadece bunda bir degisiklik vardi. Diger hepsinde kiz erkegi opuyordu, bunda ise erkek kizi. Oteki bibloyu hatirlamiyorum.

Dil okulunda calistigimda okulumuzda Ingiltere, Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda ve Guney Afrika'dan gelen ogretmenlerimiz vardi ve ben onlarla hem is hem sosyal yasamimda cok iyi anlasirdim. Tatilde kendi veya baska ulkelere gitmislerse donuslerinde bana ufak tefek hediye getirirlerdi. Bu ikisinide ayri kisiler getirmislerdi.


Tik tik seslerine hic dayanamadigim icin benim duvarimda saat olmazdi. Ama onun yerine bir degil iki tane kum saatim varmis. Biri iskeletli biri Yunuslu.

Benim kucukken bu kadar oyuncagim varmiydi bilmiyorum ama buydukce oyuncaklarim cogaldi :) Bu resimde olayan 4-5 tane daha var. Salincaktaki minik ayiciklar birinden hediyeydi. Bak simdi bu bana salincakta iki kisi Banu'yu hatirlatti. Sevgiler Banu :)

Koala'yi Avustralya'li bir ogretmenimiz hediye etmisti. Kolunun altinda kalp tasiyan kopekde bir hediyeydi. Korkulugu ben mi aldim yoksa hediye mi hatirlamiyorum.

Bir ara Pembe Panter cizgi filmlerini cok ozlemistim. O zaman youtube filanda yoktuki seyredip ozlem gidereyim. Bende oyuncagini bulunca almistim.
Hint isi bilezikleri Amerikali bir ogretmenimiz getirmisti. Sedef kutuyuda Avustralyalibaska bir ogretmenimiz. Ceylan'i lise zamanlarimdan biri hediye etti diye hatirliyorum. Kucuk kaplumbayi Dalyan'dan ben almistim. Kolyeyi ise lisedeyken bir defile odevi icin Eminonu'ndeki boncukculardan aldigim boncuklarla yapmistim.



Bu kutuyu ahsap boyamaya merakli oldugum gunlerimde yapmistim. Filleri bir sablondan gecirmistim. Bir ogretmenimizin dogumgununde hediye ederim diye Happy Birthday yazmistim fakat kimsenin dogumgunu gelmeden ben bohcami alip gitmisim demek ki.


Hem filli kutu ve hemde minik kutularimin icindende artik varliklarini bile unuttugum kolye, bilezik, kolye ucu, sac tokalari ve kupe cikti.


Bu kizilderili kolye, kupe ve tuylu tokalari ogretmenlerle birlikte gerceklestirdigimiz ilk Cadilar Bayrami partisineki kostumum icin almistim. Mumyanin yanindaki kizilderilimsi sey ben oluyorum:)



Ve son olarak Bereket Tanrisi. Bu da varligini unuttugum seylerden biriydi ve gorunce cok guldum. Fotografini cekerken ozellikle golgeli yaptim fakat buraya koyarken oyle cibildak koyamadim ve sansurlerim.

Ben bu sene yeni yila yillanmis hediyelerimle birlikte erkenden girmis bulunuyorum. Aslinda hem yerim olmadigindan hemde daha sade olsun diye dusundugumden bunlari kullanmayi hic dusunmuyordum ama butun koliyi actiktan sonra ve bunlarin ardindaki mazileri hatirladiktan sonra fikrim degisti gibi.
Tez zamanda guzel raflar bulunaaa ve bu maziler goz onune alinaaa :)

Thursday, July 24, 2008

Babama...

Daft Punk - Around The World

Saatlerdir youtube'de yerli ve yabanci 90'li parcalari dinleyerek nostalji yapiyorum. Beni taniyanlar anladi artik ne kadar cok eskiye gidip geldigimi :)

Bir parca var ki babamin favorisi. Bizden cok o dinlerdi. Adini filan bilmezdi ama 'hani benim sevdigim' dediginde ben anlardim hangisi oldugunu.

Babamin boyle sevdigi parcalar olur ara sira. Hangi parca oldugunu hatirlamiyorum ama bir tane parcayi kasetin butun bir tarafina pespese kopyalamami istemisti.

Baba, bu zuzaaayli parca senin icin :) Yandaki ekrana tikla veya yukaridaki yaziya.

Not: Ses once boguk geliyor. kotu cekim filan degil, parcanin orjinali o sekilde.

Friday, May 23, 2008

Zaman Tunelindeyim!

Ne kadar ozlemisim eski parcalari. Bunlar gibi o kadar cok buldum ki hangisini dinlemek istedigimi sasirdim.

Wednesday, March 19, 2008

Eski Plaklar

Oyle bir yer kesfettim ki tek kelimeyele super! Az once Gaykedi'nin sayfasindaydim. 17 Mart tarihli yazisinda cok onemli bir konudan bahsediyordu. Ben o onemli konu arasinda Nurhan Damcioglu ismine rastlayinca ister istemez youtube'de ava ciktim.


Eski Turk Filmlerindeki muzikleri hani hep cok severiz ya, iste OZBAYASAR diye biri ozlemimizi yok etmek icin bircok kisinin plaklarini youtube'e yuklemis. Resimlerle ve kliplerle renklendirmis.

Nurhan Damcioglu ile birlikte Fusun Onal, Senay, Yesim, Yeliz, Esmeray gibi isimleri buldum. Hatta sarkilari bilipde kimin soyledigini bilmediklerimi buldum.

Muzikler size hangi Turk filmlerini hatirlatiyor? Bu eski sarkilarin sozleri bile daha anlamli gelmiyor mu size de?

Tabi yorumlara bakmadan edemedim. Bazi genc arkadaslar bu kisileri yenilerle kiyaslamislar.

'Ayy, ne kadar kotu bir ses, iyk ne bicim soyluyor, bilmem kim (yeni sarkicilardan) daha iyi soyluyor' gibi yorumlar var.

Simdikilerin sesleri kimbilir kac tane teknolojik suzgecten geciyor. Konserlerde duydugunuz sesle, CD'den duydugunuz sesler ayni mi? Gerci konser sirasinda bile bin bir turlu hileleri vardir, ozel mikrafonlar filan.. Benim karga sesim bile o aletlerden gectikten sonra bulbul gibi olur.

Yoksa bende su jenerasyon arasindaki ucuramami yaklastim? Daha dun ben buyuklerimin yaptigi seyleri elestirirken, begenmezken, bugun benden kucuklerin elestirlerini duyup bazen ne kadar sacmaladiklarini dusunuyorum.

Sanirim Tugce Baran'i yazisindaki gibi yogurt kaplari biriktirme surecine girmis bulunmaktayim.

Umarim Youtube'unuz acilir ve bu guzel sarkilari dinleyebilirsiniz. Siz yine de link'i bir yere not edin. Resimde sadece bayanlar oldu. Napiyim en cok bayanlari dinlemisim ben :)

Daha fazlasi icin asagidaki siteleride ziyaret edebilirsiniz.

Olmaz boyle sey
Diskotek diskografi sitesi
hayatforum
Sekiz Kitap

Bu da TRT'de yayinlanmis reklamlardan bir demet. Muzikler ise yine sizi Turk Filmlerine goturecek.

Iki kere tiklarsaniz youtube sayfasi acilacak. Yanda cikan videolarida es gecmeyin derim.


Monday, December 03, 2007

Annanne ve Dede Hatiralari

Gecen bir video gelmis arkadasimdan. Pazar gunleri bir eglence programinda Vestel'in sundugu bir cizgi adam vardi. Hatirlamak isterseniz ve daha fazlasinida seyretmek isterseniz buraya bir tik.

Anneannem

Her Pazar anneannemi ziyarete giderdik. Bizi balkonda beklerdi rahmetli. Televizyonu eski bir televizyon dolabi gibi birseyde dururdu. Surgulu bir kapagi varid seyredilmeyen zamanlarda kapali duran. Cenk Koray'in telekutu programi vardi o zamanlar. Kutunumuzu acayim yoksa diger hediyelerimi istersiniz diye sorardi arayanlara.

Bu odada ortaligi sicacik tutan sobasi vardi. Annem uzerinde demlenen cayi beklerken kedi gibi kivrilirdi yanina. Bazen sobada citir citir hamsi pisirirdi ananem ve biz parmaklarimizi yalaya yalaya yerdik.

Teyzem, 5 kardesin en buyugudur. Annem ise en kucuk. Aralarinda cok yas farki oldugundan teyze tarafindan kuzenlerim annemin yasina yakindir. Onlarin cocuklari bize daha yakin. Dolayisiyla ananem vefat ettikten sonra teyzemi ananem gibi gormeye baslamistim. Buyuk ve ortanca dayimda hep ayni binada oturmuslardi. Kucuk dayim ise zaman zaman orda zaman zaman baska bir yerde. Dolayisiyla bizimle ayni yaslarda olan kuzenlerle bol bol oynardik. Hava guzelse bahcede oynardik. Seksek, zarf, iki bahcenin arasindaki duvarda yurume ve o duvari file gibi dusunup voleybol oynardik. Saklanbac oynayacaksak diger bahcenin saklanilacak daha cok yeri oldugundan oraya saklanirdik. Oglenleri ananem bize bol malzemeli ekmekler hazirlardi.

Eger hava soguksa oyun alanimiz ananemin salonu olurdu. Zaten bayram seyran ziyaretleri haricinde bir biz kullanirdik o salonu. Kucuk bir vitrindeki tabaklar bizim evcilik takimlarimiz haline gelirdi. Birde ne ise yaradigini anlamadigimiz bir alet vardi. Sonradan ogrendigim kadariyla ceviz gibi seyler ogutmek icin kullanirmis. Biz evcilikte yemek niyetine onda ekmek ufalardik. Onun disinda ogretmencilik oynardik surekli. Birde bizim 'imam bayildi' gibi garip bir oyunumuz vardi. Sanki bu oyundan daha once bahsetmistim diye hatirliyorum ama onu defterime yazmisda olabilirim. Neyse, bu oyunu zaten orada oturanlar disinda bilen pek kimse duymadim :) Birde gemicilik oynardik. Detaylarini hatirlamiyorum ama sancak ve kic diye surekli bagristigimiz hatirliyorum.

Bazen ananemin odasina girip aynali ahsap dolabini karistirip elbiselerini giyerdim. Oyle ahim sahim bir zevki yoktu, gayet basit elbiselerdi. Ama uzerime kocaman kocaman oldugu icin komik gelirdi. Aynanin karsinda kikirdar dururdum.

Eger orada kalacaksak divanda yavas yavas uykuya dalardim annemlerin sessiz sessiz konusmalarini dinlerken. Bazen onun odasinda birlikte uyurduk. Hani bebeklere dudaklarimizi titrestirip puuuuurrrr gibi bir ses cikaririz ya, iste onun gibi ufak ufak horlardi canim ananem.

Sabah ise ananemin sobayi tekrar yakmasini seyrederdim. En cok kullerin temizlenme kismi ilgilendirirdi beni. Niye bilmiyorum ama odun olarak girip kul olarak ciktigi icin ilginc gelirdi herhalde :)

Ananemin bazi kelimeleri anlasilmazdi. Bir gun ablama dolaptan kerez getir demis, ablamda dolaba bakip kerez ne acaba diye bakip eli bos donmustu. Ananem 'hani kerezler' diye sorunca ablam sinirli sinirli 'kerez ne anane, yok oyle birsey dolapta' gibi birseyler soylemisti. Sonra ananem kalkip kerezi getirdi. Bildigimiz kiraz cikmisti bu kerez denen sey.

Birde pepecura diye bir sey vardi. Ananem disinda yapan kimseyi gormedim gerci ama Karadenizli olanlar belki bilirler. Kara uzum tatlisi. Ya da eksisi mi desem acaba. Mosmor, istah acici bir muhallebi kivaminda bir goruntu dusunun ama tadi eksimsi. Ilginc birseydi.

Annemin babasi olan dedem, annem daha 3 yasindayken gemide cikan bir yanginda olmus. Babamin babasi olan dedemde bizimle yasardi. Babanem ben dogduktan sonra olmus. Ben o yuzden dedemle ananemin iki yasli insan olarak neden evlenmediklerini sorar dururdum bizimkilere :)

Ananem, evini cok severdi. Bize kalmaya gelse baslardi hemen yok ben evime gideyim ciceklerim beni ozlemislerdir diye. Nitekim hastanedeki son gununde de beni evime yollayin diye tutturmus doktorlara. O cok sevdigi evinde kapatti son olarak gozlerini.


Dedem



Dedemle kardesimin adi aynidir. Ayni odada kalirlardi. Ayni yatakda uyudular senelerce. Ikisinin ayri bir iliskisi vardi hep.

Dedem beni patlican dudakli diye cagirirdi. Bu ismi, sinirlendigimde veya birine bozuldugumda buzusturdugum dudaklarim sayesinde almistim. Bana 'gel kulagina birsey soyleyecegim' dediginde anlardim ki ya su isteyecek ya da orta sekerli Turk kahvesini. Onun kahvelerini hep ben pisirirdim. Tek fincanlik bir cezvede bana nasil kopuklu kahve yapilacagini gostermisti. Fincani bile isitiyordum atesin yanina koyup. Cezvedeki kahve fokurdanmaya basladiginda atesten almadan hafif yan tutardim agzi fincana dayali olarak. O kahve yavas yavas kabarip fincana dokuluverirdi en kopuklusunden. Birde disari cikacagi zaman ceketini veya paltosunu genelde ben tutardim. Ayakkabiligin tepsine tirmanip ancak yetisirdim boyuna. Bazen pek inatci olurdu. Videoda gorunen o oymali agir mobilyalardan, agir kadife perdelerden ve temizlemesi saatler suren kristal avizelerden ancak dedem vefat ettikten sonra kurtulabilmisti annem.

Bizimle Cinarcik'a da gelirdi ama fazla kalmaz ve alir basini giderdi. Arkasi neredeyse karavan gibi olan bir kamyoneti vardi. Ona atladigi gibi solugu Armutlu, Bursa gibi yerlerde alirdi. Gelmezdi birkac gun. Bazende bizim dukkanda kalirdi. Dukkanin en ust katini ev gibi yapmisti. Mutfagi, tuvaleti, bir odasi vardi. Herhalde bizden bunalip kafa dinlemeye gidiyordu :)

Bazen cok asabi olurdu. Bidi bidi bidi konusurdu. Babami soverken annemi yuceltirdi, 'gelinim benim, kizim benim, o olmazsa ben napardim' diye. Bazende tam tersini yapardi. Hastaliginda sirtinda tasiyip altini bile temizlemis olan anneme, 'bana hic bakmiyor' diye gelenlere sikayet ederdi :) Hasta oldugu zamanda sozde yemeklerine dikkat ediyormus gibi yapardi ama cani hep et isterdi hep bol tereyagli birseyler isterdi. Yedikten sonra da yemem lazimdi derdi. Birde annemden kacak sigara icmeye calisirdi. Ne komik, annem ondan gizli icerdi, o da annemden :) Babamla karsilikli raki ve sigara ictigi halde babamin onun yaninda Turk kahvesi icmesine icerleyecek kadar da garip bir adamdi dedem.

Bir ara verem olmustu. O zaman zor zamanlar gecirmistik hepimiz. Heybeliada'da bir hastaneye yatirilmisti. Biz haftasonlari ziyaretine giderdik. Veremden kurtuldu kurtulmasina da yinede fazla dayanamadi diger hastaliklara. Bir kere yine cok kotu bir halde hastaneye yatti. Hazirlayin kendinizi, olebilir demisti doktorlar. Ama onlar bunu dedikten sonra dedem bir anda canlani vermisti. Her zamankinden daha dinc bir haldeydi ve eve yolladilar. Evde de boyle birkac gun gecirdikten sonra tekrar durumu kotulesmeye baslamisti. Bazen duvara vurup kapiyi acin diye sayikliyordu. Bazense annemin anlattigina gore babanemle sanki oradaymis gibi konususuyormus. Ve boylece son bir kez hoscakal demek icin tanidiklar gelip gitmeye baslamislardi.

Okuldan cikmis eve geliyordum. Sanirim ortasondaydim. Apartmandan cocugun biri bana dogru gelip deden gitti dedi. Bende gulerek 'nereye gidecek, hasta o, evde yatiyor' dedigimi hatirliyorum. Herhalde cocugun 'gitti' derken, dedemin o meshur gezilerinden birine gittigini dusundum o aklimla. Eve girince gozleri aglak bir suru insan gorunce anlamistim nereye gittigini...

Vestelin cizgi adamini seyredince o gunlere gitti aklim. 1990'a kadar yasanmis guzel hatiralardi. Hayir duasi istediler herhalde benden.

Friday, October 12, 2007

Got Facebook?

Bu aralar buraya ugrayamiyorum. Facebook denen sey beni cok oyaliyor.


Ilk davetiyemi Turkiye'deyken birlikte calistigimiz yabanci bir ogretmenden almistim. Yine digerleri gibi bir site cikmis diye dusunerek kayit yapmak istemiyordum. Hi5, yonja, asm.ac, ortanokta, tagged, ringo, myspace zaten pespese uye olduklarimdandi ve hep ayni kisilerle karsilasiyordum. Dogru durust birseyde yazmiyorduk birbirimize. Arkadas listemize aldik mi tamamdi. Ondan sonra tanimadik kisiler dolusuyordu listemize..Sirf bunlar yuzunden messenger'da bile yazismak icimden gelmiyordu. Hatta myspace daha aktif biryer olmasina karsin ben bir tek resim bile koymadim, sayfa duzenlemesi yapmadim, muzikmis, klipmis hicbirseyle ugrasmadim. Hatta butun sayfalarimi iptal etmeyi dusundum ama ya eskilerden bir arkadas bulursa beni diye silmekten vazgectim.


Facebook'u sirf eski ogretmenlerin simdi dunyanin hangi ulkesinde olduklarini, neler yaptiklarini gormek icin kaydoldum. Bazilari evlenmisti basa baska ulkelerde, onlarin dugun resimlerini, bazilari cocuk dogurmustu, bebeklerinin resimlerini ve bazilarinin bebek haberlerini aldim.

Ilk kaydoldugumda yabancilar disinda pek Turk yoktu. Hatta sitenin sizi otomatik olarak yonlendirdigi mail adresinizdeki arkadaslariniza davetiye atma kismini bile "skip" diyerek hice saymistim.

Ben dil okulunda calistigim zaman Ingiliz, Amerikali, Yeni Zelandali, Guney Afrikali ve Avusturalyali hocalarimiz olurdu. Her sene en az 20 ogretmen olurdu. Kimi bir senelik kontrattan sonra giderdi, kimi ise 3-4 yil kaldi. Kimi baska ulkerelere gidip tekrar Turkiye'ye dondu.

Ben onlarla calistigimdan dolayi suerkli birlikteydik. Is hayatimda ve sosyal hayatimda hep onlar vardi. Turk arkadaslarimdan cok onlarla birlikteydim. O yuzden her senenin sonunda ben cok uzulurdum gidenlerin ardindan. Alistigim insanlar gidiyorlardi. Yeniler gelmesine geliyordu ama bir oncekileri de hep ozluyordum. Onlarla cok eglenceli zamanlar gecirdim. Diger kulturden insanlarin yasayislarini ogrenmeye basladim.

Ben Christmas ve Hallowen'i daha oradayken kutlamaya basladigimdan buraya geldigimde hic yabancilik cekmemistim. Sadece bir kac universite ve bizim okul Cadilar Bayrami Partisi duzenlerdi. Hatta ilk yaptigimizda televizyona haber bile olmustuk garip kostumlerimizin icinde :) Ilk yaptigimizda en kizilderili olmustum. Parti yerini ben ayarlamistim ve dekorasyon icin internetten deli gibi malzeme arastiriyordum. Kostum yarismasi bile yapmistik o gece. Ikincisinde melek olmustum ve hatta ufak birde oyun hazirlamistik.


Onlarla yaptigimiz o kadar cok aktivite varki simdi onlari yazarsam konu Facebook'tan cikip dagilacak. Hatta dagilmak uzere :)

2000 senesinde kardesimin dogumgununu tekne gezisi yaparak kutlamistik. Aksamustu ayik olarak bindigimiz tekneden geceyarisi sarhos olarak ayrilmistik. Tekne sahibide bizimle calisan bir arkadasimizdi. O yuzden hem Bogaz'da tur atarken hem de ikram sirasinda comert davranmisti.

O geceyi kamerayla cekmistik. Iyi ki de cekmisiz. Tum gece boyunca her telden muzik calip oynamisiz. Kameraya cekende sanki benim dogumgunummus gibi hep beni cekmis. Ortalikta o yuzden hep varim.Gerci ben kalktim mi oturmak bilmezdim. Klasik olarak her sene yeni ogretmenler geldiginde patron tanisma yemegi duzenlerdi ve beni okulun belly dancer'i olarak ortaya surerdi. Her ogretmene kivirmisligim vardir :)

Bu gece ortaya supriz bir dansoz cikmisti. Icindeki cevheri bunca sene bizden saklayan kardesim! Hepimizi sasirtarak oyle bir performans sergiledi ki gecenin hatta sonraki partilerimizin bile en konusulan ismi oldu :) Sonlarda benim supriz showum var. Baktikca hala sasiriyorum kendime cunku ben yuksekten korkarim. Korkmama ragmen nasil oraya cikmisim abartip tekenin disinda sallanmisim filan... Alkolun etkisi olsa gerek, ayik kafayla ben orda zor dururdum :)

O kaseti CD'ye, CD'den baska CD'ye seklinde birkac kere kopya etmemize ragmen hala cok bozulmamis vaziyette izleyebiliyorum. Zaman zaman aklima geldiklerinde bu CD'yi takiyorum. Sonunda CD"yi bilgisayara yukleme yontemini buldum ve 1 saatlik cekimi 6 dakikalik bir klip haline soktum. Facebook'tan onlara yollayip eski gunleri onlarinda yad etmesini sagladim.



Bu bahsettigim yabanci arkadaslarima kavustuktan yaklasik 10 gun sonra Turk arkadaslarimdan da pesi sira davetiyeler geldi. "Noluyo yaaa.." moduna girmisken, bizim Turk'lerin boyle sitelerin ilk takipcisi oldugu aklima geldi ve "ne sasiriyorsun ki?" oldum.

Bu sitede herkes adini soyadini acikca yazmisti. Buna da sasirmistim. Ben herzamanki gibi Nilly olarak girmistim ismimi. Bu ismi bana hocalar taktigindan zaten onlar anlayacakti benim kim oldugumu. Ama sonra baktim ki yanlis yapmisim. Simdi duzeltmeye calisiyorum. Cunku bu sitede ben 20 sene onceki arkadaslarimi bulmaya basladim ama herkes beni normal adimla aradigindan benim oldugumu anlamiyorlar.

Zaten beni baska sitelerden bulan bir ilkokul arkadasim vardi. O yilmadan yilligimizdan isim ve soyadlarimizla her sitede bizim isimlerimizi aramis. Nihayet bu sitede daha fazla kisi yakalamaya baslamisti.

Su anda bir grubumuz var ilkokul arkadaslari olarak ve bir hafta gibi bir zamanda 20 kisiye ulastik. Hayal meyal hatirladiginiz bu simalarin buyumus hallerini gormek cok acayip bir sey. Cocukluk simalarini hala secebiliyorsunuz. Ozellikle kizlarin. Erkekler biraz daha degismis gorunuyor. Ilkokuldan kalma bir video cekimim daha var. 5. sinifta bale yaptigim zamandan kalma. Sene sonu gosterisi olarak Kugu Golu Balesi'ni hazirlamistik. Onunda sanirim bu aksam bitirip ekleyebilirim.

Baktim facebook ise yariyor bende lisedekileri aramaya basladim. Bizim okul, ben hazirligi bitirdikten sonra karma oldugundan bizim sinifta hic erkek yoktu. Yeni gelenlerde cok azdi. Siniftakileri hatirladigim soyadlariyla ariyorum ama bircogu evlendiginden soyadlari degisti. O yuzden zor oluyor bulmam. Bu arada anladim ki arkadaslarinin soyadlarini bilmek onemliymis...

Ilkokuldan cogunlugun ismini hatta soyadlarini hatirlamam ragmen nedense ortaokul arkadaslarimin isimlerini hatirlamakta gucluk cekiyorum. Belki 50 kusur mevcutlu olmamizdandi. Belki biriside onun icin bir grup acarda onlarida bulurum :)

Birbirinize yemek firlatmak, icki ismarlamak, cesitli quizleri cevaplamak, ebenide bulursun gibi gruplara katilmak, raki sofrasina oturmak, birbirinize zombie, vampir ve kurt adam saldirilarinda bulunmak, resim yapip, sticky notlar hazirlamakda sayisiz eglencelerinden birkaci.
Peki ya sizin bir facebook'unuz var mi?

Monday, June 25, 2007

Bozuk Plak

1980-1988 arasi cok sey degismis ama 1988-2007 arasi hicbirsey degismemis...


Deliler kaberesinin diger bolumlerinide seyredin.

2. bolumde suraya koptum:

-Welcome welcome vesselam
-Aleykum all right.

Zeki Alasya Metin Akpinar'in diger kaberelerini seyretmek isterseniz Emregtr'nin profiline girin.
Iste bu arkadasin yukledigi hepsi birbirinden muhtesem kabereler. Cok eskiden videolari vardi bizde. Onlari seyrettigimiz yetmiyormus gibi teyip kasetleri vardi. Araba giderken hep dinlerdik. Artik ezberemistik. Reklamlar'i nerdeyse biz seslendirecek hale gelmistik.

  • Deliler
  • Askolsun
  • Yasaklar
  • Beyoglu Beyoglu
  • Reklamlar -baska bir profilde: Tonmaister

Dun aksamda 'Petrol Krallarini' seyrettim. Bu ikili cok iyi bir ikiliydi ya. Keske yine kabereler, filmler yapsalar. Filmlerin ismini hatirlasam oturup hepsini seyredecegim. Bazen google'da arayinca buluyorum. Bu filmleri usenmeyip yukleyenlere ne kadar tesekkur etsem az. Aksamlarimi renklendiriyorlar.

Birde Filiz Akin, Turkan Soray, Ediz Hun, Gulsen Bubikoglu, Tarik Akan, Ayhan Isik'li gibi oyuncularin oynadigi eski Turk filmlerini bulsam super olacak. Evet, cok seviyorum ben bu tur eski Turk filmlerini. Kemal Sunal, Adile Nasit, Minur Ozkul gibi cok degerli oyunculari unutmuyorum tabi. Tum bu filmleri gerceklestiren butun oyunculara bayiliyorum ben. Guduk Necmi'nin gercek ismini unuttum simdi, o kadar guduk necmiye ozlesmiski adamin gercek adini hatirlamiyorum :) ay birde Girgiriye.. gerci youtube'de kliplerini buluyorum ama cok kisa kisa.

Of ya nedir bu bendeki nostalji patlamasi yahu. Aranizda terapist, psikolog, psikiatrist filan varsa bana bu durumu bi aciklasin lutfen :)

Neye sizi asagidaki kaberelere alalim. Koltuklar numarali degildir, istediginiz yere oturabilirsiniz, yer gostericiye bahsis vermenize gerek yok.

Sssst makinist sessss sesss.








Friday, May 11, 2007

Cizgi Filmler

Pembe Gazete'ye yeni bir post hazirladim. Cocuklugumuzun cizg filmleri ile ilgili. RENKLER baslamis yazmaya. Bende devamini ekledim. Youtube'den de klipler buldum. Hatirlamak isteyenler Pembe Gazeteye ugrasinlar.

Thursday, August 31, 2006

Zafer Bayrami ve Kuzenimin Dogumgunu

Zafer Bayramimiz kutlu olsun. Crystal'in dedigi gibi bende sinifta tahtanin uzerinde duran O yakisiklinin resimine cok bakardim. Sonra o resimle ilgili bir anim oldu.

Ortaokulda iken bir ogretmenimiz arkasi bize donuk oldugu halde kim pisir pisir konusuyor, kim kime kagit atiyor, kim ayaga kalkiyor gibi bilimum seyleri bilir ve 'bilmem kim otur yerine' derdi. Bizde de 'Allah Allah bu kadin ermis mi acaba' durumlari olurdu. Bir turlu akil erdiremezdik bu ise. (Sinifca hafiften salak miymisiz ne!?!?!)

Sonunda itiraf etmisti. Butun huner orada asili olan Ataturk resmi ve Turk bayragi'ndaymis. Onlarin camindan yansiyormusuz kabak gibi. Demek ki neymis hamis: bu ikili her derde deva imis.


Bugun birde benim benim ortanca dayim Iskoc'la yengem Glingoz'un zafer gunu cunku ucuncu cocuklari kuzenimin dogumgunu bugun. Iyi ki dogdun kuzen. Geleneksel telefon gorusmemizi yapamadik bu sefer, affet. Zaten sana attigim kartta mailine ulasmamis, geri geldi.

Sana maziden hatirlatici bir resim ve sitenin linkini ekledim. Hediyen burada, buraya tikla. Ah ah, birde sizin su kahya isimlerini hatirlasaydim daha guzel olacakti. Web sitesinde ki isimler cagrisim yapmadi. Zaten Ispanyolcamda yok. Bulamiyorum diye catladim kuzencim. Insallah burayi okuyorsundur. Hadi sekerim, dogum gunun kutlu olsun.

Friday, August 11, 2006

Silikon Vadisi



Aklima bir zamanlarin meshur bayani Samantha Fox geldi. Malumunuz en zirvede oldugu zamaninda memeleriyle gundemdeydi. Simdi etrafda o kadar meme varki ekmek su gibi birsey oldu. Silikon-implants olayi o kadar yaygin hale geldi ki, sagim solum silikonlanmayan ebedir, sobedir gibi bir sey oldu.

Amerika'daki televizyon kanalarindan bir tanesinde 'elimiDATE' diye bir program var. Eger gec saate kadar TV karsinda kalmissam bazen bakiyorum acaba ne tipler var ve neler sacmalayacaklar diye. Bu programda 1 erkek 4 bayanla birlikte vakit geciriyor. Bunun 1 bayan, 4 erkek versiyonlarida var ama erkekler kizlar kadar oynak olmadigi icin reyting yapmiyor sanirim. Daha cok 4 bayanli versiyonu oluyor. Erkek bu kizlarla vakit geciriyor ve asama asama eliyor. Kizlar elenmemek icin adamin ustune atlayip her turlu numarasini denerken bir yandan da birbirlerine laf atarak agiz dalasina girerek rakiplerini eletmeye calisiyorlar. 'Senin gobegin o kadar buyuk ki, sortunu cikartmiyorsun, saclarin cok igrenc, barbie doll gibi davranma beceremiyorsun' gibilerinden saldirilarda bulunurken en buyuk saldiri goguslere oluyor. Kimisi 'benimki silikon' diyerek ovunurken, kimileride 'benimkiler gercek' diye bir ovunme icinde. Bu silikonlu hatunlarin yaslari ise oldukca genc. Aileler, 'aman kizim dislanmasin' diyerek ayirdiklari kolej parasinin bir kisminida bu operasyona yatiriyor.



Nisan ayinda Tonight Show with Jay Leno'da Deal or no Deal adli yarisma programinin "bana gore" karizmatik, sevimli, sirin, seksi sunucusu vardi. Annem bizi ziyaret ettiginde vakit buldukca seyreder olmustuk bu yarismayi. Tamam, ben daha cok Howie Mandel'i seyretsemde yarismada acayip bir heyecan vardi. Gerci, bize ne oluyorsa, sanki biz kazaniyoruz parayi!!! Neyse ben bu adamin konuk oldugunu gorunce oturdum ekran karsisina. Gorelim bakalim nasil bir adammis bu dedim. Aslinda biraz hayal kirikligina ugradim. Titizlik konusunda paranoyak kivamina gelmis neredeyse. Ha Kurtlar Vadisi'ndeki Deve Tuncer ha Howie Mandel. Al birini vur otekine. Insanlarla tokalasmiyor, otele gittiginde yerlere havlular seriyorki halinin pisligine basmasin falan gibi manyakliklari var. Ama komik bir adamda. Bir heyecanli anlatislari var, sonunu merak ettirtiyor insana.



Neyse ben gevelemeyi birakayim. Iste bu benimki bir olaya degindi. Gozumun onunde hayal edince cok guldum. Aklima Samantha ve memeleri gelince bu da geldi ve bana yazi konusu oldu. Adamin anlattigi olay kelimesi kelimesine olmasada soyle birseydi:

California'da neredeyse silikonsuz hatun yok.




Eskiler mumyalama gibi yontemlerle bugune kadar insan vucutlarini gunumuze kadar tasimayi becermisler.



Bizlerde onlarin vucutlarini, iskeletlerini inceleyip ne zaman, ne sartlarda yasamis olduguna dair bilgiler edinmisiz...



Peki bizden yillar sonra mezarlari kaziyanlar ne bulacaklar? Iskeletlerin uzerinde yatan iki adet silikon!


Ben de buna uygun bir 'uzay cagi haberi' yaptim son nokta olaraktan :)



Tuesday, August 08, 2006

Hatiralar Vadisi








Hatirlar misiniz?

Blog gibi interaktif gunlukler yokken bizler hatira defterlerimizin en guzel sayfalarini sizler icin ayirirdik. Sizlerde:


Bana bu kalbin kadar temiz sayfayi ayirdigin icin cok tesekkur ederim. Sen tanidigim en tatli insansin. Seni tanidigim icin cok sansliyim. Ben seni cok seviyorum arkadasim.

Sepet sepet yumurta
Sakin beni unutma
Unutursan kuserim
Gozlerinden operim

Senin adina birde siir yazdim.

Nasil anlatsam seni ne cok sevdigimi
Ilk harflerine baksana
Lale, gul, papatya
Lacivert, mor, pembe
Ya ya ya sa sa sa Nilly Nilly cok yasa!
imza: Seni cok seven arkadasin .... (bilmem kim)


Sayfanin orasi burasi kalpler, cicekler boceklerle suslenirdi. Sizin de onunde guzel bir resmi olan sert cilt kapakli, bazilari kurdaleli bazilari kilitli olan, icleri renkli sayfalarla bezeli, hatira defterlerinden var miydi? Hala saklayan var mi?






Peki bunu Hatirlar misiniz?

Size bir bilmecem var cocuklar.
Haydi sor, sor, sor.
Ilk ve orta okulda yapilir.
Acaba nedir, nedir, nedir?
Bir ada ve uc sey denince akla..
Tamam simdi buldum.
Hemen onun adi gelir.
Anket, anket, anket!


Hatirladiniz mi? Ilkokul ve ortaokuldan kalma diger bir gelenek. O zamanlar hatira defterinin disinda bir anket defterinin olmasi pek populerdi. Ozenle bir defter secilir. Ilk sayfalarda ozenle secilmis sorular bulunurdu. Sonra bu uslup gelistirilerek cevaplayan arkadaslarin zorlanmamasi icin ayri sayfalara yazilmaya baslandi. Bu sayfalarda defterin ilk basina yapistirilan zarfin icinde muhafaza edildi.

Her sayfasina guzel bir resim yapistirilirdi. Bu resimler gunun moda sarkicilari, artizzzleri ve sporculari, cizgi film kahramanlari gibi resimlerden olusurdu. Benim zamanimda genellikle Micheal Jackson abimizle, Madonna ablamiz olurdu. Resimler genellikle acilinca solda kalan sayfalarda olurdu. Cevaplar sagda kalan guzel sayfalara yazilirdi. Sizde kalin olan sag sayfalara yazmayi sevenlerden misiniz?

Bazen sayfa kenarlari oya gibi islenirdi. Uc tane yanyana cubuk cizilir, sonra bir satir atlanir ve yine uc tane cubuk cizilirdi. Sonra bu cubuklar birlestirilip sac orgusu kivamina sokulurdu. Bilmem hayal edebildiniz mi?
Kalemlerde buyuk onem tasirdi. En guzel kaleminizi secerdiniz. Senetorla yazarsaniz arka sayfaya iz cikardigindan pek hos bir goruntu vermezdi. O yuzden itinayla kalem secilirdi, simlisi, renklisi, kokulusu gibi. Hatta tepesindeki dugmelerle renk degistirilebilen kalemler, renkli tercihlerin en basinda gelirdi. Ya anket sahibi olarak siz temin ederdiniz bu kalemi, ya da yazan kisi zaten ozenli biriyse en guzel kalemiyle cevaplardi.

Birde anketin ilk sayfalari en sevilen arkadaslara ayrilirdi. Eger anket sana kadar ulasmadiysa kotu hissedilir, acaba bu beni sevmiyor mu diye hayiflanirlirdi.

Anketin esas amaci cok hayirli bir ise vesile olurdu. Sorulara verilen yanitlarla kimin neden hoslandigini ogrenip arkadasinizi daha iyi tanimanin disindaki en kutsal gaye kimin kimden hoslandigini ogrenmek olurdu. O anketlerle kac kisi bir araya gelmistir. Gunumuzun chat odalari, copcatan siteleri yokken iste bu sekilde araniz yapilirdi digeriyle.

Onceden cevaplanmis anketlerden digerleri mutlaka kopyada cekilirdi. Senin hoslandigin kisinin en sevdigi sarkici Madonna'ysa otomatikman seninkide o olurdu. Issiz adaya gidilirse goturulecek uc seyden bir tanesi veya en begendigin kiz/erkek sorusunun cevabi senin adinsa iste kim kimden hoslaniyor aleni olarak ortaya cikardi. Anket birine verilirken randevulasilinirdi.

'Sen yarin yaz ve getir cunku yarin Oya'ya verecegim, senden once Cenk yazmisti. Cenk Asli'yi seviyormus... hihihihi. Zeynep dun yazdi. Serkan'a senden sonra verecegim ki gorelim bakalim Serkan senden mi hoslaniyor yoksa Zeynep'den mi...'

Sorulari hatirlayalim birazda.

Kimlik belirleyen klasik sorular:
Adin, soyadin:
Yasin:
Dogum tarihin:
Sac ve goz rengin:
Burcun:
Tuttugun takim:
Ugurlu rakamin:
EN'li sorular:
En sevdigin renk:
En sevmedigin renk:
En sevdigin hayvan:
En sevmedigin hayvan:
En sevdigin uc erkek ve uc bayan sarkici:
En sevmedigin uc erkek ve bayan sarkici:
En sevdigin uc erkek ve uc bayan artist:
En sevmedigin uc erkek ve uc bayan artist:
En sevdigin arkadasin:
En sevmedigin arkadasin:
En sevdigin ders:
En sevmedigin ders:
En sevdigin ogretmen:
En sevmedigin ogretmen:
En sevdigin yemek:
En sevmedigin yemek:
..... diye liste uzar gider...
Copcatanlik kismina yarayacak gelecege dair sorular:
Buyunce ne olacaksin?
Kac cocuk istersin?
Deniz kenarinda mi dagda mi yasamak istersin?
Balayinda gitmek istedigin yer:
Kizsan en begendigin erkek, erkeksen begendigin kiz:
Supriz yapmayi mi supriz yapilmasini mi daha cok seversin?
Sana en cok ne hediye edilmesini seversin?
-ya da-
Bugune kadar aldigin en guzel hediye?
Issiz bir adaya dussen yaninda goturecegin uc sey:


Aklima gelenler bu kadar. Zaten birde en cok soruyu ben sorucam die yirtinanlar na kadar soru varsa bulup sorarlardi. Bu anketler degis tokus yapilip durulurdu. Sizin akliniza gelenler neler?

Ne guzel ne masum seylerimiz varmisda kiymet bilmiyormusuz. Acaba simdiki cocuklar bunlara devam ediyorlar mi diye merak ediyordum. Resimler icin arama yaptigimda bu defterlerin hala satildigini gordum. Sanirim devam ediyorlar. Ama yeni moda yazilari merak ediyorum. Bileniniz var mi?

Kardesimden donerken aslinda o eski hatira defterlerimi, yilliklarimi getirsin istemistim ama bavul agirliklari azalinca getiremedi. Burada yasarken bos anlarimda aklima takilan o garip hatiralarimdan bir tanesi gerceklesti ve ben bulamadan gelip beni buldu. Ilkokuldan bir arkadasim bana ulasinca ne kadar mutlu oldugumu anlatamam. Sagolsun arkadaslik web siteleri! Bu arkadasim yilligimiza bakarak isim isim arama yapmis. Bulduklarina mail atmis. Zaman zaman isimlerini hatirlamaya calisir ve acaba simdi ne yapiyorlar diye dusunurdum. Sasilacak kadar cok isim hatirliyorum. Simalari gozumun onunde geciyor ara sira. Bu arkadasim sessiz, sakin, duygusal ve herkes tarafindan sevilirdi. Benim gibi de biraz sulugozluydu. Bu arkadasim buyumus, Istanbul Devlet Opera ve Balesinde balerin olmus, hatta bu ayin sonunda California'ya bir gosteri icin geliyormus. Su andaki durumum malesef musade etmiyor gidip arkadasimin kugu gibi suzulmesini seyretmeye ama en azindan Myspace'den resimlerine bakip nasil bir hayat yasadigini, kendisini, arkadaslarini tanimaya calisiyorum. Birde blog yazsa cok guzel olacak aslinda.

Hani diyorlar ya internet insani anti-sosyal yapiyor diye, HAYIR yapmiyor. Bakin nasil insanlari birbirine yaklastiriyor. Eski arkadaslarinizla karsilasmaniza, gorusemediklerinizle forward'larlada olsa gorusebilmenize, yeni insanlar, kisilikler tanimaniza vesile oluyor. Boyle icinizden gelenleri yazarak internet ortamina tasiyip kimbilir bilmediginiz kac kisiyle ayni seyleri paylasmanizi sagliyor.

Konu konuyu acip duruyor. Yoksa bu konuyla ilgilide yazacak daha cok seyler var. Ben en iyisi fazla dagilmadan burada noktaliyim.

Resimler
www.kirtasiyeofisi.com.tr
adresinden alinmistir.

Sizde bu siteyi bir ziyaret edin. Belki kiziniza veya oglunuza supriz yapip bir hatira defteri veya anket defteri alir ve bu gelenegin surmesine katkida bulunursunuz.

Sevgiyle kalin.