Tuesday, December 13, 2011

Biri


Biri biriyle birinden habersiz birbirleriyle plan yaparlar...
Birinin biriyle arası bozulunca, biri diğer birine yoklama çeker...
Biri birinin yoklamasını ilk etapta çakmaz...
Biri biriyle arasını düzeltince, diğer birine konuyu bir daha açmaz...
Biri bir şekilde durumu çakar...
Birine der ki hadi bir plan yapalım...
Biriyle arasını düzelten birinden hiç ses çıkmaz, yorum yapmaz...
Biri birinin bu davranışını çözmüştür artık...
Biri biriyle o kadar meşgul ki, birine yanımda olan biri kim dese bile,
Birinin mutsuzluğu tavan yapmıştır...
Biri birine nasıl bir üzüntü verdiğini bile bile bildiğini okur...
Biri birilerini birilerine havale etmiştir...



-Öbürü, beriki değil sadece Biri-




Monday, December 12, 2011

Benim Hikayemdeki Issız Adam

Issız Adam filminin furyası geçeli ne kadar zaman oldu bilmiyorum bile. Ne zaman"seyretsem mi acaba" desem bir şekilde vazgeçtim. Ya "geç oldu saat, onun bitmesi filan ohoooh" ya, "şimdi romantik romantik takılmasam daha iyi olur" modları derken elim gitti gitti geldi play tuşuna.


Dün gece anladım neden o play tuşuna basamadığımı. İzlemem gereken zaman bu zamanmış. Filmi hazmetmek için bu zamanı beklemeliymişim. Malesef...



Monday, December 05, 2011

Aralıktan Göz Kırp Kendine

Kendimi sorguluyorum;

Geçen zamanımı,
Birikimlerimi ve yitirdiklerimi.
Ne katmışım kendime,
Neler vermişim kendimden...
Ne çokmuş verdiklerim!
Öbek öbek, kucağıma sığmazlar...
Ne azmış aldıklarım!
Avucumda kaybolurlar...
Beklentiyle vermedim onları.
Ancak dönüp bakınca,
Kendime hiç bir şey vermediğimi gördüm.
Kendimi unutmuşum,
Kaybolmuşum,
Yanlızmışım.
Yanındayım sanarken,
Yanındayken unutulmuşum...
Aralıktan bir göz attım geçmişime,
Aralıktan göz kırpmak zamanı gelmiş kendime...

Thursday, December 02, 2010

Üzüntü ve Muz Kabuğunun diğer tarafı

Macera dolu Amerika'dan döndüğümde ilk zamanlarım hastane dolaşmakla geçmişti. Anevrizmamın kontrolleri içindi bu gidiş gelişler. Sonra trioid kontrelleri filan derken hastane yollarında bana fenalık gelmişti.

Yollarda sürünmekti çünkü yaptığımız. Öncelikle trafikte sürünmek, sonra minibüs ve otobüste sürünmek, sonra hastanede sıra bekleme sürünmesi, sonra tahlil toplama sürünmesi, sonra tekrar kontrol sürünmesi filan derken ben iki aydan fazla kurdeşen döktüm...Böylece hastaneye gitmek için bir sebebim daha olmuştu. Kabaran dudaklar, şişen küçük dil olunca iş ciddiye biniyor tabi ve ancak o kalçadan başlayıp bacakta biten iğne yanmalarındna tatmak gerekiyordu.
Şükürler olsun ki bu çilelerin sonunda beyinde bir problem çıkmadı. Diğer troidmiş bilmem neymiş hala uğraşmam gerekiyor o da ayrı tabi. Ama önemli kısmını atlattım.

Bu gidiş gelişlerde yaptığımız indi bindilerde ve yemek molaları sırasında fotoğraf çekip facebook'a koydukça herkes 'ooooo, sende istanbul'un tadını çıkartıyorsun... amma çok geziyorsun...' gibi yorumlara gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Bostancı'dan Cerrahpaşa'ya her türlü devlet hastanesi, özel hastane, sağlık ocağı ziyaretleri yapınca İstanbul'u boydan boya geçtik tabi. En uzunu ama en keyiflisi Cerrahpaşa oluyordu. Önce Üsküdar'a inip Kabataş'a tekne ile geçiyorduk. Sonra tramvay, sonra tabanvay olarak oldukça meşakatli bir şekilde gitsekde tekne kısmı keyifli oluyordu. Ara sıra güzargahı Taksim tarafından yapınca yine benim için hoş oluyordu.

Ucu bucağı olmayan İstanbul'da bir iş halletmek hiç kolay değil. İstanbul'un taşı toprağı altın değil bence o yüzden.

Oradan buraya adepte olmak oldukça zaman alıyor. Önce bu düzensizliğe alışmamak için çaba sarfediyorsunuz. Ama bu sadece kendinizi yemekten öteye geçemiyor. Otobüs ve minibüslerde insanlar kucak kucağa gitmeye o kadar alışmışlarki siz azıcık (haklı olarak) şoföre, muavine söylenmeye başladığınızda bile kimse sesini çıkartmayıp dinlemekle yetiniyor.

O kadar çok şikayetim vardı ki o yüzden yazmak içimdem gelmiyordu. Yazdığım şeyler sadece sadece şikayetten ibaret olacaktı. Aslında hala pek birşey değişmedi de, hala bol bol şikayet edebilirim...

Bugün tekrar yazasım geldi çünkü bu sıralar kafamı meşgul etmem lazım. Başka şeylerle ilgilenmeyince aklıma gelen tek şey var ve mutsuz oluyorum o zaman. Yayınlamadığım postlarıma içimi döküyorum ara sıra. Aslında yine o yüzden açtım blogumu ama zaten daralmışken o konuyu yazmak yerine başka şeylerle zihnimi dağıtmaya karar verdim. Bu bahane ile örümcek ağı tutmuş bloguma bir el atmış olayım bari...

Saturday, November 13, 2010

Yıl Dönümü

12 Kasım 2007 - 12 Kasım 2010

*
Dumansız Nilly Akciğeri
*
Kendimi tebrik ediyorum, aferin bana yine yeni yeniden
*
Yaşasın!

Tuesday, May 25, 2010

Mışlar, muşlar...

Uzun zamandır yazmıyorum ama bu akşam mışlamak, muşlamak istedim.

  • Türkçe'de 'ğ' harfi yokmuş sadece o sesi çıkartırmışız ama nedense alfabede harf olarak görünürmüş...
  • Tencere-pencere gibi 'kapalı e' okunan kelimeleri yanlış söyleyen ne kadar çok insan varmış...
  • Topluluk arasında konuşmak insanlara en zor gelen şeymiş...
  • Kelli felli değil kerli ferliymiş, hayal değil sukut-ı hayalmiş...
Al bu kekiküköleri kekiküköcüye kekiküköletmeye götür, kekiküköcü kekiküköleleri kekikükölemem derse, kekiküköleri kekiküköcüden kekiküköletmeden al da gel...

demek,

Al bu kokukıkakuları kokukıkakucuya kokukıkkulatmaya götür, kokukıkakucu kokukıkakuları kokukıkakulamam derse, kokukıkakuları kokukıkakucudan kokukıkakulatmadan al da gel...

demekten daha kolaymış :) Bunları yazmak söylemekten de zormuş...
  • Bahar havası insana iyi geliyormuş. Doğaya inen kelebekler midede uçuşmaya aynı anda başlıyormuş...
  • İnsan çok merak etse de duymak istemediği bir şeyi duymamak için merakını sindirebiliyormuş...
  • Yaşadığın ortamda ufak değişiklikler yapmak ruhunu tazeliyormuş...
  • Güneş parlar, kuşlar cıvıldarken ders çalışmak hiç de zevkli değilmiş...(lütfen küçük çocuklarınıza baskı yapmayın ^^)
  • Tv'den uzaklaşmak yaptığım en güzel şeymiş...
  • Eğer 'yapacağım, olacağım, alacağım' gibi isteklerde bulunur ve onları düşünürsem evren bana onu verirmiş...
  • Benim düşüncelerimi hissedip beni o anda arayan biri varmış...
  • Benden daha fil hafızalıların yanında daha balık hafızalılarda varmış...
  • Birbirine bakıp;
-hıı
-hıı
-hııııı
derken bile insanlar anlaşabiliyorlarmış...
  • Yılların alışkanlığı birini mutlu etmek için değiştirilebiliyormuş...
  • Bir varmış bir yokmuş...
  • ve masal daha yeni başlamış.

Wednesday, March 17, 2010

Bahara Sesleniş


Hadi ama biraz ısın. Yine çok soğudun. Oysa hepimizin içi kıpır kıpır olup neşe dolmak istiyor. Çok naz yapma ne olur çabuk gel.